12 Aralık 2019

Aşılardaki Civa ve Otizm Tehlikesi : Wakefield'ın Önlenemez Yükselişi!



     CDC diye birşey duydun mu hiç? CDC, Center for Disease Control and Prevention, yani Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi. ABD'de bu işler için kurulmuş ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı çalışan efsanevi bir kuruluştur. Her ne kadar yerel olsa da dünya çapında data toplar, yorumlar ve tartışır bu kurum. Sivil halk bilmez pek ama CDC babadır, reisdir, haydarinnaa rinna rinna rinannaydır! Bu yazıda sık sık onları referans göstereceğim için baştan sizi tanıştırayım dedim. 

     İngilizcesi olanlara şu linki detaylı bir şekilde okumaya davet ediyor, kahveleri aldıysak şu civa, otizm ve güvenilirlik olayına girmek istiyorum.

     Bir önceki aşı postunda anlattığım ve aşı olmak istemeyen insanların bana en sık sordukları şey otizm. Aslında bu otizm hikayesi, 1998 yılında Dr. Andrew Wakefield tarafından yazılan tamamen yanlı ve bilimsel çalışma prensiplerinden uzak yapılmış, muhtemelen yazarların editörüne ısmarlanan bir akşam yemeği karşılığında bilimsel bir dergide yayınlatmayı başardıkları "Ileal-lymphoid nodular hyperplasia, non-specific colitis, and pervasive developmental disorder in children"isimli bir makale ile ilk ortaya çıkıyor. Makalenin bir kısmında ex-doktor Andrew Wakefield, çalışmaya katılan çocuklardan 12'sinin ailelerinin, çocuklarda özellikle kızamık aşısından sonra otizm benzeri davranış bozukluklarının ortaya çıktığını belirterek 22 yıldır hepimize kafayı yedirtecek o soruyu soruyor: Acaba aşılar otizme mi sebep oluyor?

   Bu çalışmanın ardından yüzlerce araştırmacı acaba böyle bir ilişki var mı diye gerek küçük gerek cohort çalışmalarla bu ilişkiyi bulmaya çalışıyor ama nafile. Ancak Wakefield gelen ünün ve artan bilimsel görünürlüğün kokusunu aldığı için, arka arkaya aşı içerikleri ve bu maddelerin otizmle ilişkisini gösteren makaleler yapmaya başlıyor. Sonuç olarak da aşılar içerisinde adjuvan ve koruyucu olarak kullanılan ve bir etil civa türevi olan Thimerosal (tiyomersal)'e takıyor kafayı. Çünkü kronik maruziyette civanın otizme sebep olabileceği biliniyor.

     Şimdi bu hikayeye küçük bir durak verip, toksikolojinin temel prensiplerine bakalım. Toksikoloji zehir bilimi demektir. Daha basit bir dille, ne size hangi dozda nasıl etki eder bunu toksikoloji bilir. Bir maddenin toksisite gösterebilmesi için en temel 3 şey önemlidir. Maddenin DOZU, MARUZİYET ZAMANI ve MARUZİYET YOLU. Yani bu ne demek, her madde her dozda her etkiyi göstermez. Paracelsus der ki, her madde ilaçtır, her madde zehirdir. İlaç ile zehiri ayıran şey dozudur. Hadi diyelim ki doğru dozu aldın peki doğru yoldan aldın mı? Ağızdan 1 kg da yesen zehirlemeyecek maddeler bazen damardan aldığında 1 mg gibi komik miktarlarda öldürücü olabiliyor. Son olarak da bu maddeye bir kere mi maruz kaldın, yoksa defalarca mı? Bu da birikmesini, atılmasını etkileyecek en önemli faktörlerden biri.

     Hikayeye geri dönecek olursak, Wakefield bu civa-otizm bağlantısından aldığı gazla toksisite temelinden habersiz sana bana başladı aşılar otizm yapıyor demeye. Ancak bizden sakladığı birşey vardı ki o da otizm yaptığı düşünülen civa, metil civaydı. Ancak aşılarda kullanılan etil civa!!! Üstelik otizm ile ilişkilendirilen dozlar aşılarda kullanılanlardan çok çok fazlaydı ve en önemlisi etil civa, metil civadan farklı olarak vücutta tutulmadan atılıyordu.  Dolayısıyla aşıda civa olduğunu duyan herkes şeytan görmüş gibi kaçışmaya başladı!

     Tüm bunlar olurken CDC bu kadar şüpheli bir durumla karşı karşıya kalınca, önlem almak adına sadece 3 yıl sonra, 2001 yılında çocukluk dönemi aşılarında bulunan tiyomersali aşı içeriklerinden çıkardı (Kaynak). Sonraları ise aşılarda kullanılan miktarlarda etil civanın toksisite göstermediği yani güvenilirliği bilimsel olarak kanıtlandı. Aslında burada asıl vurgulanması gerek şey şu:  KIZAMIK, KABAKULAK ve KIZAMIKÇIK AŞILARINDA HİÇ BİR ZAMAN CİVA KULLANILMADI! Nasıl bilgi ama! Yer yerinden oynar değil mi normalde? Ama oynamadı. Kimse aşıların içinde ne var diye sorgulama gereği duymadığı için bu konu dev bir anakondaya dönüştü. Şu an ise sadece grip aşılarında o da seçenekli olarak kullanılıyor. Yani "Ay ben korkarım" diyene tiyomersalsiz versiyonları üretildi.

     Doktorluktan atılan Wakefield ise yeterince korkutucu olursa kitlesel bir hareket oluşturabileceğini farkederek bir anti-aşı aktivisti olarak piyasadaki varlığını sürdürmeye devam etti. Onu ise sayıları milyonlara varan, aralarında mankenlerin, kanal sahiplerinin, fenomenlerin, doktor ve hemşirelerin dahi olduğu bir topluluk takip etti. 20 yıl sonra bilimsel olarak tüm iddiaları çürütülüp doktorluktan atılınca, İngiltere'yi terkedip Amerika'ya yerleşti. Her türlü fikrin kendine zemin bulabildiği ABD'de kendi çapında bir sivil toplum hareketi olarak başladığı muhteşem serüveni, önümüzdeki seçimlerde aday olmayı düşündüğü haberleriyle taçlandı. Kısacası Andrew sakalını aldı, yolunu buldu. olan sana bana oluyor.

 Şu an yüzyılın en büyük bulaşıcı hastalık salgını kapıda. Şimdi ikna edemediğimiz insanların, küçücük çocuklar sakat kaldığında ya da toplu şekilde hayatlarını kaybettiklerinde koşarak aşı olmaya gideceklerini görmek beni çok üzüyor. Keşke bunun daha az acı verici bir yolu olsaydı.

     Bu koca hikayenin daha çok tartışılacak yani var ama hem sizleri sıkmamak hem de biraz da benle ilgilen diyen Eşim Bey'i boşlamamak için bu yazıyı burada bitiriyorum.

      Olduğunuz aşıların içeriklerini CDC'ye ait bu dökümandan ya da google üzerinden Türkçe olarak arayabilirsiniz.

Görsel: https://hub.jhu.edu/2017/01/11/vaccines-autism-public-health-expert/

11 Aralık 2019

İdare...


Hayatımı sıkça sorguladığım bir dönemdeyim. İki bebeğin varlığına alışmaya çalışmanın ötesinde bu. Herkes lohusalık olduğunu düşünüyor. Kimse gercekten neye üzüldüğümü neden bu kadar düşünceli olduğumu gercekten anlamaya çalışmıyor..
Geçtiğimiz yıl bilimsel bir burs kazandığımda geri dönmemek üzere yurt dışına gittik. Giderken evimizi güzelim anılarımızı eşyalarımızı darmadağın ettik. Gittiğimiz yerde yerleşince daha iyi bir yere taşınırız diyerek idareten tek odalı bir studyoda kaldik. Hamileydim. Tum gun tek odanin icinde, kendime ait olan herseyi ozledim. Bitecek dedim sadece. O kadar kotu bir hamilelik ve doğum hikayem var ki, sonuçları her ne kadar muhteşem olsa da, o şeyleri yaşarken bir yandan bana ait olmayan bir ulkede bana ait olmayan insanların arasında bana ait olmayan bir evde "idare" ettim.
Cocuklarimizin sağlık durumu el vermedi. Türkiye'de daha iyi sağlık hizmeti alacağımızı düşünüp geei geldik. Ama bu kez eşim yine gidelim deyince, tekrar "idareten" bir evin icine idareten alınmış eşyaları doldurup, idareten yaşamaya başladık. Oysa gitmeden önce eger bir gun tekrar Türkiye'ye gelirsek daha iyi bir evde daha iyi şartlarda cocuklarimizin da rahat edeceği bir yerde yaşayalım demiştik. Su an oturduğumuz evde hic birseyi bana ait gibi hissetmiyorum. Evden böcekler çıkıyor, alt katimizdaki adam sürekli sigara iciyor. Doktor bile eger imkaniniz varsa taşının dedi. Ama korkarim uzunca bir sure daha "idare" etmem gerekecek.
Tekrar çocuk istiyorum. Ama görünen o ki bu şartlar altında bir kere daha hamile kalip cocuk doğurmam mumkun olmayacak. Sadece cok uzgunum. Tek tecrubemin bu kadar zor olmasina, tekrar o duygulari yaşamayacak olmama, eşimin iş bulamamasina, kendime ait seylerime veda etmiş olmaya ve belli ki cok uzun bir sure bir daha asla yerlesik bir duzen kuramayacak olmaya gercekten uzgunum.

V en kötüsü, insanlar bunu lohusa saniyor....

10 Aralık 2019

Uykusuz Her Gece!


    Merhaba sevgili blog! Normalde çocuklarıma kendim bakıyordum. İki hafta önce annem sağolsun, ben bir geleyim de size destek olayım diye düşünerek valizini topladı torun bakmaya geldi. Benim prematüre Roket Takımı (o hikayeyi bir ara anlatırım), alışık oldukları düzen gereği gündüz 3 uyku ve gece 11-7 arası gece uykusu uyuyordu. Farkettiğin üzere di'li geçmiş zaman kullandım! Çünkü annem tüm gün torun seveceğim ayağına çocukları kucağına alıp pışpışpışpış...... uyuttu ve çocukların uyku saati tamamen değişti. Şu ara gündüz akşama kadar 45dk-1 sa aralıklarla uyuyarak tüm uykuyu bitirip gece 3'e kadar evde halay çekiyorlar. Benim de tüm düzenim mahvoldu.

     Ama herşeyden önemlisi, son gittiğimiz gelişimsel pediyatri randevusunda çok uykulu olduklarından, oyuncaklara ve seslere tepki vermedikleri için "gelişim geriliği" teşhisi aldılar. Çocuklarıma aylardır verdiğim özel eğitim, 31 haftalık prematüre olmalarına rağmen yaşıtlarından çoook önce oturmaya ve nesneleri kavramaya başlayan, hatta konuşmak üzere olan çocuklarım, sevgili ebeveynlerimin söz dinlemez tavırları yüzünden gelişim geriliği teşhisi aldı!

     Zaten çocukları gören her doktor aa bunlar prematüreymiş bakalım neleri geri kalmış şeklinde yaklaştığı için, çocukların yapabildiklerine değil yapamadıklarına odaklanıyorlar. Haliyle çabanız karşılıksız kalıyor. Moraller bozuk, suratlar asık, uykular kaçık anlayacağın. Ben yine sabır dualarında... Geçecek...

Kim Bunlar? Nereden Çıktı Bu Aşı Muhabbeti?!


     Roket Takımı doğduktan sonra pusuda yatan ve soru sormak için anne olmamı bekleyen birçok arkadaşım "Aşı" mevzusunu kucağıma atıverdiler. "Eee anne de oldun şimdi güvenebiliriz sana. Aşı yaptırıyor muyuz?" dediler. Bilime bu kadar sıkı bağlı olduğumu bilmelerine sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Alakalı alakasız herkesin fikir beyan ettiği AŞI konusunda aşılar konusunda çalışmış eczacı ve en önemlisi toksikolog olarak bir de ben konuşayım dedim.

    Öncelikle aşıcılar ve antiaşıcılar arasındaki en ayıp tartışma bence antiaşıcılara "aptal" muamelesi yapılması. Fazla empatik bulunabilirim ama ben aşı olmak istemeyenlerin sadece fazla endişeli ve sevgi dolu arkadaşlar, genelde ebeveynler, olduklarını görüyorum. Adam "Aşının içinde hayvan hücresi var siz aşı yapmak için hayvan mı öldürüyorsunuz?" diyor. Şu derdin güzelliğine bakar mısınız? Ama maalesef bizim camiada aşı reddi dediğimiz anda cahiller, bilgisizler, aptallar havada uçuşmaya başlıyor. İletişimde altın kural. Gerçekten fikir alışverişi yapmak için karşı görüştekini dinlemelisin. Yok ben dinlemem, aşı olacak herkes diyorsan, bunun adı metazori olur. Sonra adamın biri çıkıp "Bize zorla aşı yapmak istiyorlar, beynimizi kontrol altına almaya çalışıyorlar!" dediğinde adama şizofren muamelesi yapamazsın. Bunu o hisse kapılmaya iten senin şu sönmek bilmeyen egon. Çekil kenara! Elimden bir kaza çıkacak.

     Aşı reddinde çok sık gördüğüm tablolardan biri de Falanca komşulardan duyulan şeyler. Nice Süheyla Teyze'ler antibiyotik siyatiğe iyi geliyormuş diye heba oldu bu tıbbi bilgisi, kadın programlarına katılan ve kendine Aromaterapi Uzmanı, Yoga Eğitmeni, İnfluencer (bunun da Türkçesi yok mu yahu!) diyen magazinsel tiplerden duyduklarından öteye gitmeyen Falanca komşuların güçlü lobisi yüzünden. Şimdi de aynı tipler, Facebook'ta Rockefeller fotosunun altına caps yapılmış "aşılar beynimizi kontrol ediyor" temalı paylaşımlardan gaza gelip, aşı olmamayı pompalıyor topluma.

     Genelde aşı olmak istemeyen ailelerden duyduğum iki güçlü örnek vardır:
  1. Çok sağlıklıyken aşı olup ateşlenen, bitkinleşenler
  2. Aşı olmadığı halde hiç hastalanmayan çocuklar
     Ateş, yorgunluk, bazen miyalji (romatik kas ağrıları) aşıların en bilinen ve GEÇİCİ yan etkileridir. Çünkü aşılarda güçsüzlendirilmiş/öldürülmüş patojenler bulunur. Vücut gerçek hastalıkta yaşayacağından daha azını yaşayarak bu patojenlerle savaşmayı öğrenir. Böylelikle gerçekten mikrop saldırdığında hazır olacaktır. Ayrıca herkeste olacak diye birşey de yok. Biraz Falanca'lık olacak ama, benim çocuklarımda aşıya bağlı hiç bir komplikasyon görmedik şimdiye kadar (n=2, p<0.001). Anne içgüdüm der ki; eğer kalıcı olarak sakatlanma riskini ortadan kaldıracaksa, geçici yüksek ateş tolere edilebilir.

     Aşı olmadığı için hastalanmayan çocukların örnek gösterilmesi ise bana hep korkunç gelmiştir. Düşünsenize 8-9 yaşına gelmiş ve hiç bir ateşli hastalık geçirmemiş bir çocuğun bağışıklık sistemi ne durumdadır. Bağışıklık sistemi kas gibidir. Savaştıkça gelişir. Ben de isterdim çocuklarım dağda bayırda gezsin, bu etkenlerle doğal yollarla karşılaşsın ama modern yaşamda bu mümkün değil. İzole evlerimizde belli insanları görerek büyüttüğümüz çocuklarımızın, okula/kreşe başladıklarında, bulaşa bulaşa artık rezistan olmayı öğrenmiş patojenlere ne kadar direnebileceği gerçekten en büyük endişem. Ben Amerika'dayken (nerdeyken, nerdeyken?), bir ebeveynin doktorumuzla yaptığı konuşmaya şahit oldum. Kadın çocuğunun 3 yaşında olduğunu ve aşılara karşı oldukları için kızamık aşısı yaptırmadıklarını söyledi. Çocuğu kızamık çıkarıyordu ve doktora aşı dışında koruyabileceği bir yöntem olup olmadığını sordu. O sırada çocuğun ateşi çoktan 40'ı geçmişti ve havale geçirmek üzereydi. Doktor'un çok da etik bulmadığım ve anne olarak asla duymak istemeyeceğim ama aklıma kazınan tepkisi şu oldu:

     -"Vay 3 yaş mı!? Neredeyse yolun yarısı eder. Şöyle düşün, güzel bir hayatı oldu!"

     Ama herşeyi bir kenara bıraktığımda beni en derinden sarsan, dilimin tutulmasına ve üzgünüm ama sinir katsayımın artmasına sebep olan bir topluluk var ki onlarla asla konuşarak anlaşamıyorsunuz. Sadece görmek ve duymak istediklerine odaklanıyorlar. Genellikle sosyal medya aracılığı ile fenomen olmayı başarmış, bir kaç yerde konuşma yapmış arkadaşlar bir "influencer" olmanın verdiği heyecanla yapıyorlar bu işi. Hakkıyla araştırıp güzelce bu konuyu tartışmaya açanları tenzih ederek, sırf takipçi trafiği artsın, etkileşim çoğalsın diye, benim herşeyden habersiz mutlu mesut yavrusuna bakan ponçik annelerimin aklına atıveriyorlar bir şüpheyi. Geçenlerde gördüm. Tıbbi sekreterlik okumuş bir kadın. Bio'suna kocaman harflerle yazmış Bebek sağlığı ile ilgili doğruları işin uzmanından öğrenin diye. Kendisini diyor. Mesleğin adı Tıbbi ya, otorite sanmış kendini. Anlatıyor da anlatıyor neden aşı olmamalısın diye. Aşı mı yaptırdın? Püh sana, ne şerefin kaldı ne haysiyetin. Bir cevap vereyim dedim, engellendim tabii ki...

     Son olarak mükemmeliyetçiler! Bayılıyorum onlara. Aşılar %100 korumuyor ki neden yaptıralım? Yaptırmıyor aşıyı, sırf bu yüzden... Ben değil cevabı Melih Başkan versin.



     Tüm bu çılgınlığın ortasında bilim insanlarının, sağlık otoritelerinin sesi maalesef kısık kalıyor. Magazinsel bir boyut alan bu çılgınlığı durduramıyoruz. Maalesef halkımız olağan dışı ve hatta distopik şeylere gerçeklikten daha çok prim veriyor. Bir de buna okuduğunun kaynağını sorgulama, doğruluğunu teyit etme gibi önemli özelliklerin eksikliği de eklenince gerçekten elimiz kolumuz bağlı birilerinin bizi anlamasını bekliyoruz. Bazen üzerime beyaz önlüğümü giyip elimde şırıngayla sokaklarda koşup bağırarak şarkı söylemek geçiyor:" HADİİİİ GEELLİİİİNN ÜSTÜÜMEEEE KORKMUYORUUUMMM!!!"

     Bu yazıyı olabildiğince ortamı size anlatmak için yazdım. Bir sonraki aşı konusu işte o çok konuşulan civa ve otizm konuları olacak. Bu kez duman ateş olmayan yerden mi çıkıyor yoksa endişelenmeli miyiz, bir bilim insanı ama en önemlisi anne olarak size anlatmaya çalışacağım.
   
     Şimdilik gidem de Roket Takımı'nı emzirem, bulaşıkları kaldıram, coding dersimi çalışam. Çünkü analık!

Görsel: https://hub.jhu.edu/2017/01/11/vaccines-autism-public-health-expert/

9 Aralık 2019

print ("hello world!")


    Eskisi gibi blog okuyanın kalmadığı bu zalım dünyaya bir blog daha getirmek iyi bir fikir miydi bilmiyorum. Hep beraber göreceğiz.

    Canım blog projem, uzun zamandır planlamama rağmen Roket Takımı'nın (benim ikizler, ellerinden öper) bir türlü sakinleşmemesi sebebiyle bu zamana sarktı. Artık buralardayım. Türlü cıvıklıklarım ve maceralarım ile kah canınızı sıkmaya, kah meraktan çatlatmaya and içerim. Anlatacak çok şeyim var. Hafıza bahçelerimin derin sularında yok olmadan, ileride açıp "vay be neler yazmışım?!" diyeceğim şeyler kusacağım buraya. Ben mi? Şimdilik bana kısaca "Bak Şimdi" diyebilirsin. Tanışacağız.

Görsel: https://www.haberturk.com/calisan-anneler-haftada-98-saat-calisiyor-1665165
 

Life Style Bişiler Falan Template by Ipietoon Cute Blog Design